– Şevval Sam’ı hayatımıza sokan proje “Süper Baba” oldu diyebilir miyiz? Hala hafızalarımızda yer tutan bu projeyi ve size olan katkısını anlatır mısınız?

Valla her şey bir reklam filmiyle başladı. O zamanlar Metin’le birlikte bir reklam filminde oynamıştık. Tam da Süper Baba’ya yeni bir karakter yazıldığı sırada.. Görüşmeye gittim, bir deneme çekimi yapıldı ve diziye dahil oldum. Süper Baba’ya girdiğim sırada üniversitede Grafik Tasarım okuyordum. Oyuncu olmak aklımda yoktu. Süper Baba ile birlikte hayatımın akışı da değişti.

– Mesleğinizi icra ederken anneniz Leman Sam’ın avantaj veya dezavantajları oldu mu?

Dışarıdan avantaj gibi görünüyor olabilir ama aslında tam tersi. Türkiye çapında efsane olmuş birinin kızı olmak, hem aynı mesleği icra edip hem de tek başına var olmak isteyen biri için, 10-0 geriden başlamak anlamına geliyor. Her türlü mukayese edilirsiniz, her yaptığınız benzetilir. Eğer ki siz özgün varlığınızı, kendi biricik parmak izini keşfedemezseniz birilerinin gölgesinde kalırsınız. Annem bana kendi parmak izimi keşfetmeyi öğretti. Onun öğrettikleriyle ondan sıyrılıp, kendi varlığımı inşa ettim. Yani dezavantajı, avantaja dönüştürdüğümü düşünüyorum.

 – Sizi televizyon dizilerinde, sahnelerde, reklamlarda ve değişik mecralarda takip ettik. Sizi en çok mutlu eden mecra hangisi?

Mecra olarak bakmıyorum. Sanatın herhangi bir dalında icracı ya da tüketici olmak beni mutlu ediyor. Yeter ki iyi örneği olsun.

 – Şevval Sam evde nasıl bir annedir? Oğlunuz ile ilişkileriniz nasıl? Onunla yeteri kadar zaman geçirebiliyor musunuz?

Oğlum artık 18 yaşında ve uçmak üzere kanatlarını açmış vaziyette. Büyürken, çalışsam da yorulsam da onu hiç ihmal etmemeye çalıştım. En, gözümden uyku aktığında ya da yorgunluktan bitik olduğum dönemde bile, cevaplandırmadığım bir sorusu, geçiştirdiğim bir ânı olmamıştır. Hayat bir matematik üzerine kurulu ve ben bu sisteme çok güveniyorum. Ne ekerseniz, onun karşılığını alıyorsunuz. Oğlumla aramızdaki güçlü bağ, sevgi, emek ve özenle oluştu.

 –  Oğlunuzla bir araya geldiğinizde vakit geçirmek için neler yapıyorsunuz?

Şu anda yurtdışında eğitim alıyor. Tatillerinde buraya geliyor ve o ne isterse onu yapıyoruz. En harikası, hayata dair ettiğimiz sohbetler..

 – İkinci el eşyalara karşı bir merakınız olduğunu biliyoruz. Bununla ilgili bilgi verir misiniz? Ne tür eşyalar mesela?

Her tür.. :)))) birisi için yaşamış ve misyonunu tamamlamış bir eşyanın, başkası için yeniden hayata dahil olması harika bir şey. Eşyanın reenkarnasyonu gibi sanki. Ölüyor ve yeniden doğuyor. Bazı sahne kıyafetlerimi de 2.ci el kullandığım oluyor. Ayrıca çok yakın arkadaşlarımla bir araya geldiğimiz bazı dönemlerde kendi aramızda 2.ci el günü yapıyoruz. Böylelikle hem aşırı tüketime alet olmuyoruz hem de eşyaların ruhu yaşamaya devam ediyor.

 – Şarkı söylerken size en çok yakışan tarzın ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Ben bohem ve hippi olmayı seviyorum gündelik giyinirken.. Sahnede ise değişebiliyor. Bazen bohem, bazen elegan ya da sofistike olabiliyor. Yıllarca içeriyle ilgilenmekten, dışarıyı ihmal etmişim. :))) Giyinmek, giyinmeyi bilmek önemli.  Bu konuda 4yıldır sevgili arkadaşım Esra Başıbüyük ile çalışıyorum.  Hem kendimi nasıl ifade etmek istediğimi, hem neyi taşıyıp taşımayacağımı çok iyi bildiği için kendimi ona teslim ettim. Giyinmek benim için zûl iken, şimdi bir eğlence oldu..

– Bir süredir sizi dizilerde göremiyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı? Size yakında yeniden dizilerde görebilecek miyiz?

Oyunculuk benim ilk göz ağrım. Projeler konusunda biraz seçiciyim. Eskiden de seçiciydim ama müzik daha yoğun olarak hayatıma girdiğinden beri biraz daha ince eleyip sık dokuyorum galiba.. Özlediğimi belirtmeliyim.. Yakın gelecekte başlayacak bir dizide 2 bölüm konuk oyuncuyum. Sinema filmini diziye tercih ederim tabii, daha özgür bir alana sahip olduğu için. Türk televizyonlarında sansür mekanizması işliyor maalesef.. 

 

– Bildiğimiz kadarıyla siz vejetaryensiniz. 2000’li yıllara kadar et yiyen biri daha sonra ne oldu da vejetaryen oldu?

Kapitalist sistemin en vahşi bulduğum taraflarından biri, hayvansal gıdaların endüstriyelleşmesidir. 2000 yılına kadar hayatımı tam bir etobur olarak yaşadım. Daha sonra farkettim ki, ben de dahil olmak üzere herkes deliler gibi et tüketiyoruz ve sistem bu talebi karşılamak için gitgide vahşileşiyor. Doğal koşullarla üretim yapsa bu aç gözlülüğü doyuramayacak, o zaman hormon ve antibiyotik, ineklere kendi kemiklerini yedirmek, tavukları ayaklarıyla birlikte  öğütmek, bir günü 3 gün gibi yaşatıp aşırı yumurtlatmak, eti yumuşak ve lezzetli olsun diye buzağıların bacaklarını kırıp kafeslerde büyütmek ve daha sayabileceğim onlarca işkence yöntemini uygulayarak. Bunları insanlığıma sindiremedim. Benim nefsim tatmin olacak diye tabiata bu kadar zarar veren, hayvanlara bu kadar işkence eden bir sistemi reddetmeye karar verdim. Bireysel eylemimdir bu. İnsan, ihtiyacından fazlasını tüketmemeli, bir başka canlıya eziyet etmemeli. Istakoz, yengeç, ahtapot ve büyük balıkları da tüketmiyorum artık. Küçük balık, peynir, organik yumurta vs tüketiyorum hala, bir gün balık yemeği de bırakacağım. Kaynaklar tükeniyor. Bizden sonrakilere de birşeyler bırakmalıyız. Dünya zannedildiği gibi bizim için yaratılmadı. Dünya yaratıldı ve biz de onun bir parçası olarak zincire katıldık. Düşünebildiğimiz için daha da sorumluyuz. 

Ha bu arada merak edenler için bir bilgi ekleyeyim. “Ama olur mu sadece ette var olan bir vitamin” diye başlayacak cümleler için: 15 yıla yaklaşan vejetaryenlik sürecimde sıklıkla sağlık kontrolleri yaptırdım, hayatımı temelden sarsacak hiç bir hastalığa yakalanmadığım gibi, bedenimde et yememekten kaynaklanan herhangi bir eksiklik de mevcut değildir.. :))

– Sizi duru güzelliğinizle biliyoruz. Her zaman da formda görüyoruz. Bunun için özel bir çabanız var mı?

Güzellik nosyonu hayatımın merkezinde değil. Sağlıklı ve olgunlaşmanın peşinde olan bir zihin, tabiat, sağlıklı ve doğal beslenme ve insanın sevdiği işi yapması, yaydığı enerjiyi güzelleştiren unsurlar.. 

– Sağlığınıza yeteri kadar dikkat eder misiniz? Uyguladığınız özel bir beslenme yöntemi var mı?

Sağlıklı beslendiğimi düşünüyorum. Bakliyat, tahıl, organik bitkisel ve hayvansal protein alıyorum. Çok fazla gece yaşayan biri değilim. 7-8 saat uyku yeterli oluyor. 

Biraz daha fazla tabiatın içinde olup temiz hava almaya ihtiyacım var sadece. En son kuzey ormanlarını da yok ettiklerinden beri şehirde nefes almak zorlaşmaya başladı.

– Şevval Sam doktor olsa hangi alanda uzman olmak isterdi?

Beyin cerrahı olmak isterdim. Mekanizma çok ilgimi çekiyor. Beyin sonsuzluğu ifade ediyor benim için..

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here