Bilge Çingigiray, su altında tek nefeste en uzun yürüyen kadın sporcu. O, sporculuğunun yanı sıra hem bir öğretmen hem de bir anne.

Guinness Rekorlar Kitabına da giren Bilge Çingigiray, saglikmuhabiri.com olarak bu haftaki konuğumuz oldu. Şu zamana kadarki başarılarıyla da asla yetinmeyen Çingigiray, hep daha fazlasını hedefliyor. Daha büyük başarılar için sponsor desteği isteyen, cesareti ve kişiliği ile ülkemizdeki kadınlara da örnek olan milli sporcu ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

1- Öncelikle bu röportaj vesilesiyle sizin isminizi ilk kez duyacaklara kendinizi tanıtır mısınız?

Ben 2007 yılından bu yana Serbest Dalış Milli Takım sporcusu olarak yarışmaktayım. Bu spora başlarken hep büyük başarılar elde edeceğime inandım. Ve bugün geldiğim noktada, serbest dalışta ülkeme 3 defa Avrupa ikinciliği ve 1 defa da dünya üçüncülüğü getirmiş bulunuyorum. Bu yıl bu branşta bir de Guinness dünya rekoru kırdım. Ve bunların yanı sıra, Statik Apnea (nefes tutma) branşında 6 dakika 23 saniye ile Türkiye rekorunu halen elimde bulunduruyorum. Spor hayatımla beraber Beden Eğitimi Öğretmeni olarak meslek hayatımı da sürdürmekteyim. En önemlisi de Doruk Aydın isminde 2 buçuk yaşında bir oğlum var.

2- Sizi farklı spor dallarınızdaki başarılarınızla tanıdık. Tek nefeste su altında en fazla yürüyen kadın olarak isminizi Guinness Dünya Rekorlar Kitabına yazdırdınız. Yaptığınız nasıl bir spor, branşınızın tekniği nedir?

Su altında tek nefeste en uzun mesafe yürüme dünya rekoru artık ülkemizde ve bundan dolayı çok mutluyum. Bu branş temelde, yine serbest dalış gibi nefes tutarak performans göstermeye dayalı ancak ayakta performans olduğu için suda nötr kalabilmek adına 19 kiloluk bir ağırlık kullandım. 10 kilogram elimde, 9 kilogram belimdeki ağırlık kemerinde bulunuyordu. Oldukça iyi bir dereceyle rekoru kırdık. Şimdi bundan sonra kimlerin bu rekoru deneyeceğini merakla bekliyoruz.

REKORLARIN KADINI

3- Aynı zamanda nefes tutma branşında da bir rekorunuz bulunuyor. Bundan da bahseder misiniz?

Statik Apnea branşı havuzda yüzüstü halde yatarak tek nefeste en uzun süre durağan halde kalma temeline dayalı yarışmadır. Bu branşta Türkiye rekoru 2013 yılından bu yana bayanlarda 6 dakika 23 saniye ile bana aittir ve halen ben dahil yarışmalarda bu rekorun üzerine çıkılamadı.

4- Uğraştığınız branşlar birçok kişiye çok uzak. Türkiye’de bu sporun yaygınlığı nedir?

Ülkemizde bu sporu tutkuyla devam ettiren küçük bir sporcu grubu bulunuyor. Bu sporun yaygınlaşabilmesi için branşa destek önemli. Ben de dahil, birçok sporcu arkadaşım istediği gibi kamp yapamıyor, yarış malzemelerimiz oldukça pahalı. Gerekli bütçeleri hep kendi olanaklarımızla sağlıyoruz. bunlar da zamanla yıpratıcı olup, spordan uzaklaşmaya sebep oluyor. En çok da bu sebeple yaygınlaşamadığını düşünüyorum.

5- Böyle farklı branşlarla tanışma ve işi profesyonelliğe götürme sürecinizden bahseder misiniz?

Babam denizci bir asker emeklisidir ve benim hep donanımlı dalış yapmamı istemiştir. Ben de 2006 yılında Çanakkale’de yüksek lisans eğitimim için bulunuyorken toplu dalışa başladım. Bir yaz süresince düzenli dalışlar yaptım, bir gün dalış yaptığım kulüpte, bir grup serbest dalış sporcusunun antrenmanına denk geldim ve resmen büyülendim. Tek bir nefes alıyorlar, üzerlerinde hiçbir donanım olmaksızın, sadece bir paletle suya dalıp mesafe katediyorlardı. O anda aklımdan gecen tek bir şey oldu; ben bunu mutlaka denemeliyim.  Branşın zorluklarından bahsedenler oldu ama tüm zorluklara rağmen, yarıştığım ilk yıl milli takıma seçildim. Büyük bir aşkla ve tutkuyla halen bu spora devam etmekteyim.

YENİ HEDEFLER

 

6- Peki önünüzdeki yeni hedefler nelerdir?

Şuan takvimimdeki ilk hedef eylül ayındaki derin dalış Türkiye Şampiyonası. Buradan seçilecek Milli Takım ekim ayında Kaş’ta düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonasında yarışacak.

Bundan başka serbest dalışın birkaç farklı branşında rekor denemeleri planlıyorum ancak rekor denemeleri maliyeti yüksek organizasyonlar ve halen bir ana sponsor desteğim bulunmuyor. Bu sebeple projelerimi istemeyerek bekletiyorum.

7- Rekorlar için nasıl bir hazırlık süreci geçiriyorsun?

Tüm yıl antrenmanlarım belli bir program dahilinde devam ediyor. Rekor veya yarışma tarihime 2 ay kala nefeslenme ve alana özgü antrenmanlara ağırlık veriyorum. İmkan bulabilirsem kamplar da çok faydalı oluyor.

8- Aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerinde de aktif bir isimsiniz. Minik Kalplerle El Ele Derneğine (MİKA-DER) büyük destek veriyorsunuz. Bu dernek ve amacı hakkında da bilgi verir misiniz?

MİKA-DER, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde; Çocuk Evleri, Sevgi Evleri ve Rehabilitasyon (çocuk destek) Merkezleri açmak, bağlı bulunan çocuk yuvası ve yetiştirme yurtlarının, Sevgi Evlerinin yasam koşullarını iyileştirmek, bu kurumlarda yasayan çocuklarımızın eğitim, müzik, tiyatro, spor ve psikolojik desteklerle bugünlerine ve geleceklerine hazırlamak amacıyla kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür. Ben de bu şahane oluşumun sesini duyurmayı büyük bir gururla üstlenmiş bir sporcuyum.

HEM ÖĞRETMEN HEM ANNE

 

9- Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir lisede beden öğretmeni olarak görev yapıyorsunuz. Bu yüzden de çocuklarla aranızın iyi olduğunu düşünüyoruz, yanılıyor muyuz?

Yanılmıyorsunuz, mesleğimi isteyerek seçtim ve severek sürdürüyorum. Öğretmenlikten önce 10 yıl kadar turist rehberi olarak çalıştım ve daha sonra öğretmenliği seçtim. Şuan bir lisede görev yapıyorum, ama ortaokulda  da görev yaptım. Özellikle çocuklara yeni şeyler katmak, hedef belirlemelerinde yol gösterici olmak benim için çok önemli. Bir de yetenekli çocukları tespit edip, uygun spor branşlarına yönlendirmek en çok keyif aldığım şey. İyi ki öğretmen olmuşum.

10- Çocuklardan konu açılmışken, Doruk isimli bir oğlunuz var. Oğlunuzla iletişiminiz nasıl, nasıl bir annesiniz?

Oğlumla iletişimim doğduğu günden beri çok iyi. İlk günden beri onunla birebir ilgileniyorum. İşimden ve antrenmanlarımdan hariç tüm zamanları beraber geçiriyoruz. Hatta çoğu zaman iş yerime gelir, antrenmanlarımı izler. Çocuklar hayattaki en değerli varlıklarımız. Onlara şahsi beklentilerimizi yüklemektense, onların yoluna ışık olmalıyız. Ben hep bunu yapmaya çalışıyorum. Kendi benliklerini bulmalarına destek olmak en temel görevimizdir bence.

11- Hem spor, hem okul, hem de sosyal sorumluluk projeleri derken oğlunuza yeterli zamanı ayırabiliyor musunuz?

Tüm bu işlerim esnasında oğlum çoğu zaman benimle beraber. Diğer tüm zamanlarda zaten hep beraberiz. Doruk 2,5 yaşında ve şimdiden yüzme derslerine başladı. Havuz eğitimiyle birebir ilgileniyorum ona yüzmeyi ben öğretiyorum. Oğlum yanımda olmadığında ise dünya tatlısı bir anaokul öğretmenimiz onunla ilgileniyor. Yani bensiz olduğunda da kaliteli zaman geçirmeye devam ediyor.

SAĞLIKLI BESLENME ÇOK ÖNEMLİ

 

12- Su altında bu kadar uzun süre geçirmek sağlık açısından bir risk oluşturuyor mu?

Şimdiye kadar yapılan araştırmalar bir sağlık riskinden bahsetmiyor. Düzenli spor, hayatımıza her zaman pozitif etki sağlıyor.

13- Beslenmenize dikkat eder misiniz? Sağlıklı bir yaşam için düzenli olarak yaptığınız şeyler var mı?

Beslenme, bir sporcu için en önemli şeylerin başında geliyor. Ben de bu konuya çok özen gösteririm. Okulda bu konuda derslerimiz vardı, bilgim var ama bununla yetinmeyerek, beslenme konusunda okumalarıma devam ediyorum. Antrenman ve yarışma dönemlerinde beslenmem farklılaşabiliyor. Sistemli ve temiz beslenmeyi esas alıyorum. En çok da bol sıvı alımına dikkat ediyorum.

14- Genelde sizin gibi sporcuları bir süre sonra “Survivor” gibi mücadeleci yarışmalarda görüyoruz. Böyle bir hedefiniz veya davet var mı? Gelirse düşünür müsünüz?

Bu programa katılmayla ilgili özel bir hedefim yok. Ancak eğer davet gelirse ve programım da uygun olursa  başarıyla mücadele edeceğime inanıyorum.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here